Hîcapsız Çağ

Yazan: 24 Eylül 2020 1938

Nur Sûresi 31. ayet-i kerimede Allahu Teâlâ, Mü’min kadınlara ithafen:

“Gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, açıkta kalanlardan başka süslerini göstermesinler, başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar, kendi mahremleri dışında kimseye süslerini göstermesinler.” buyurmuştur.

Allah Resulü'nün (sav) tebliğ ettiği bu mesele Asr-ı Saadet devrinden bu yana hiçbir zaman bugünkü kadar tartışılır hâle gelmemiştir. Bunun birçok sebebi olmakla beraber en büyük saiki, insanı örtünmeye sevk eden hâyâ duygusunun zamanla zafiyete uğramış olmasıdır. Fıtraten utanma duygusuna sahip olan bir kimse İslam’ın ona yol göstermesiyle nelerden ve nasıl sakınması gerektiğini öğrenmiş ve uygulamıştır. Çünkü tesettür ayetleri ve Efendimizin (sav) bununla ilgili hadisleri çok sarihtir. Yani Mü’min ve aklı baliğ olan bir kimse tesettürün farz olduğunu kolay bir şekilde idrak eder. Fakat, ayet ve hadislerin değil de nefsâni arzuların hakikate galip geldiği bir zamanda emre isyan veya onu kendi kılıfına uydurup tahrif etmek yolu seçilmiştir. Tesettürün âdetâ İslâmî bir kisveden çıkıp yalnızca örfî bir hâl almasıyla da beraber, mânâsından tüten ulvilik yok olmaya yüz tutmuştur.

Bu ulviliğin hayatımızdan çıkması veya tahrip edilmesiyle birlikte bir nevi İslâm’ın Müslümanlara vermiş olduğu vâkurluk da azalmıştır. İlk bakışta bu vâkurluğun azalması bir kayıp gibi gözükmese de uzun vâdede insanın helak olmasına sebep olabileceği unutulmamalıdır. Müspet olan bir fiilin haddini aşıp ifrat haline gelmesi veya tefrit halde bulunması o fiilin artık menfi bir hâle dönüşmesine sebep olur.

Buraya kadar bahsettiğim konu, meselenin daha çok zâhirî kısmına taalluk ederken bunun bir de mânevi tarafı vardır. Bugünün dünyasında insan merkezli bir kurgu, sistem varken acaba nefsimize ne kadar karşı gelip Allahu Teâlâ’nın yasak ettiklerinin üzerini örtüp onlardan uzaklaşabiliyoruz?

Peygamber Efendimizin (sav):

“Fitneler, tıpkı hasır gibi insanların kalbine çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse, onda siyah bir leke oluşur. O, hevâdan (nefsani arzulardan) kendisine ne içirilmişse, onu (hak veya batıl) bilir.” (Müslim, İman, 65)

Buyurmasındaki mânâyı iyi anlamak gerek. Efendimiz (sav) kararmış olan kalbin, kendince doğru kabul ettiği değerler dışında başka bir şeyi kabul etmemesini anlatırken “içirilmiş” buyuruyor. Yani bu hâle gelmiş bir kalp sahibinin, iyiyi kötüden ayırt etmesini beklemek zordur. Utanma duygusunun yok olmaya başladığı bir dünyada da insan kendi değerlerini kaybetmeye başlar ki bunun sonu münferit anlamda kendisini ve sosyal hayatta tüm toplumu mahveder. Buna razı olmak eşref-i mahluk olan insanı alır ve esfel-i safiline, hayvanlardan bile aşağı bir hâle getirir.

Zâhirde ve bâtında Allah’ın emrettiği gibi tesettüre bürünen Mü’min erkek ve Mü’min kadınların oluşturdukları aile ile başlarda münferit anlamda, zamanla toplumsal olarak Asr-ı Saadet devrindeki hâyâ duygusuna yaklaşılır. Ne yazık ki, yine hakikate değil de nefsani birtakım hevâlara göre hayatını idame ettirenler çoğunluğu oluşturmaya devam ederse toplumu tekrar ihya etmek de zorlaşır. Her meselede olduğu gibi burada da tek başına harekete geçmenin ehemmiyetini göz ardı etmeden asıl gerekenin devlet çapında bir hareket olması gerektiği unutulmamalıdır. Gelecek nesillere; teknoloji, askerî nizam ve güç, sağlık alanındaki kalite, tarım ve sanayide devamlı terakki elde eden kadrolar vs. gibi maddi anlamda bizi ayakta tutup güçlü olmamızı sağlayan faaliyetler olmasının gerekliliğinin de farkında olarak en başta ahlâkî eğitimini ailesinden başlayarak, okulundan sokağına kadar almış bir toplum bırakmak en mühimidir.

 

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2022 Seriyye Dergisi